Fikri Mülkiyet ve Haksız Rekabet Hukuku Arasındaki İlişki: Kümülatif Korumanın Uygulanabilirliği
- Gür Legal Hukuk & Danışmanlık

- 1 gün önce
- 4 dakikada okunur
Fikri mülkiyet hukuku ve haksız rekabet hukuku, özleri itibarıyla farklı amaçlara hizmet eden ancak uygulama alanında sıklıkla kesişen iki ayrı koruma mekanizmasıdır. Bu incelemede; fikri mülkiyet ve haksız rekabet kurumları arasındaki farklar, bu iki kurumun kesişim noktaları ve Türk hukukunda güncel içtihatlar ışığında "kümülatif koruma" ilkesinin geldiği nokta değerlendirilmektedir.
1. Kurumsal Farklılıklar ve Koruma Amaçları
Fikri mülkiyet koruması temelde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde şekillenirken; haksız rekabet kurumu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) içerisinde düzenlenmiştir.
Fikri Mülkiyetin Konusu: Doğrudan fikri veya sınai hakkın kendisidir. Bu koruma, hak sahipleri tarafından ileri sürülebilir.
Haksız Rekabetin Konusu: Dürüst ve bozulmamış bir rekabet ortamının tesis edilmesidir. Bu kurumda koruma alanı daha geniştir; zira belirli şartlar altında sadece hak sahipleri değil, mesleki birlikler, ekonomik birlikler ve hatta müşteriler dahi dava açma hakkına sahiptir. Dolayısıyla haksız rekabet, bireysel haklardan ziyade piyasayı ve toplum menfaatini önceleyen bir yapıdadır.
2. Kümülatif Koruma Görüşü ve Doktrindeki Yaklaşımlar
Bir sınai hakkın ihlali durumunda haksız rekabet hükümlerine başvurulup başvurulamayacağı hususunda iki temel görüş mevcuttur:
Tamamlayıcı Görüş: Haksız rekabet hükümlerinin, ancak fikri mülkiyet mevzuatının koruma sağlamadığı veya yetersiz kaldığı hallerde devreye girmesi gerektiğini savunur.
Kümülatif Koruma Görüşü: Şartların oluşması halinde, fikri mülkiyet korumasıyla birlikte haksız rekabet hükümlerinin eş zamanlı olarak uygulanabileceğini savunur.
Yargıtay, kümülatif korumayı şu şekilde tanımlamaktadır:
"Kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir."
3. Mevzuat ve İçtihat Değişikliği
Eskiden baskın olan kümülatif koruma anlayışı, son yıllarda ortaya çıkan içtihatlarla sarsılmıştır. İçtihatlarda yer verilen kümülatif korumanın uygulanmasına gerek olmadığına ilişkin görüş, mülga ve yeni Türk Ticaret Kanunu’ndaki değişikliklere dayanmaktadır.
6102 s. Türk Ticaret Kanunu 55/1 maddesinde yapılan değişiklikle, haksız rekabet sayılan haller arasından “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresi çıkarılmıştır.
Eski ve yeni düzenleme arasındaki farklar şu şekildedir:
Mülga 6762 s. TTK m. 57/5: Başkasının emtiası, iş mahsulleri veya ticaret işletmesiyle iltibas meydana getirmeye çalışmayı, özellikle "ad, unvan, marka" gibi vasıtaların kullanımını açıkça haksız rekabet saymaktaydı.
Yürürlükteki 6102 s. TTK m. 55/1-a-4: Bu hüküm ise daha genel bir ifadeyle "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" şekline dönüştürülmüştür.
Koruma süresi biten sınai hak, haksız rekabetle korunmaya devam eder ancak fikri mülkiyet koruması mevcutsa iki kurumun birlikte koruma sağlaması da kümülatif korumanın görünüm şeklidir. İlgili mevzuat değişikliğinden sonra da kümülatif korumanın uygulanabileceği yönünde gelişen içtihatlar, son dönemde değişerek yukarıda bahsedilen mevzuattaki değişiklik durumu sebebiyle haksız rekabet korumasına gerek kalmadığı görüşünü benimsemeye başlamıştır.
Konuya ilişkin emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/3995 E.,2025/2629K. kararında şöyle açıklanmıştır:
“…kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır….”
Fikri mülkiyet haklarına ilişkin olarak açılan davalardaki “haksız rekabetin tespiti, meni, önlenmesi” talepleri birçok kararda mahkeme tarafından reddedilmiş, fikri mülkiyet haklarına ilişkin olan talepler korunmuştur. Bu da kümülatif korumanın TTK düzenlemesi ile fikri mülkiyet ve haksız rekabet ilişkisinde işlevini yitirdiğinin başka bir göstergesidir. Konuya ilişkin emsal bir başka karar da şöyledir:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 14.03.2022 tarih, 2019/5189 E. ve 2022/1852 K.;
“müvekkilinin hem marka hakkına tecavüz, hem de 6102 sayılı kanunun 55/1-a-4 maddesi uyarınca (karıştırılma ihtimali) haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, men ve önlenmesi taleplerine ilişkindir.İlk Derece Mahkemesince, marka hakkına yönelik talep yönünden davanın kabulüne, haksız rekabet iddiaları yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir… TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanun’un gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da, bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır.
Gerçekten de, markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (mülga 556 sayılı Marka KHK) hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, Dairenin bu konudaki eski içtihatlarını sürdürme imkanı kalmadığından, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tescilli markasının benzerinin, tescil kapsamındaki ilaç emtiasında kullanılması şeklindeki davalı eyleminin TTK’nın 55/1-a-4.maddesi uyarınca aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğine ilişkin gerekçesi yerinde görülmediğinden, hükmün bu kısım yönünden temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir…”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi E.2023/1336 , K.2025/619;
“…Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, alınan bilirkişi heyet raporu ile davacı-karşı davalı adına ... tescil numarası ile kayıtlı tasarımın, daha önce kamuya sunulmuş olması nedeniyle yenilik ve ayırt edicilik niteliğini haiz olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle karşı dava yönünden hükümsüzlük koşullarının oluşması nedeniyle karşı davanın kabulüne; hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olması nedeniyle, asıl davadaki tasarımdan doğan haklara tecavüzün tespiti ve tazminat talebine yönelik davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğu gibi, Yargıtay 11.HD'nin 2024/2085 E- 2025/416 K., 2024/1738 E- 2025/58 K.,2024/1482 E- 2025/38 K., 2019/5189-1852 E-K, 2021/89-3054 E-K sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek haksız rekabete dair talepler yönünden ret kararı verilmesinin yerinde olduğu, haksız rekabet yönünden kümülatif korumanın uygulama alanı bulunmaması nedeniyle uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamayacağından, bilirkişi heyetince haksız rekabet yönünden hesaplama yapılmamasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı-karşı davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.”.
Kanaatimizce son yıllardaki içtihat değişikliğinden dönülerek, fikri mülkiyet koruması altındaki bir hakkın aynı zamanda haksız rekabet teşkil edip etmeyeceği hususunda olay bazında inceleme yapılarak hareket edilmesi gerekmektedir.
Saygılarımızla,




Yorumlar